|
Süphan Dağı Tırmanışı - 26.10.2003 - iudak |
Süphan Dağı Tırmanışı Faaliyet Raporu
Süphan dağı, benim için önemliydi. Bütün bir yıl boyunca Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden gelecek tırmanış davetini beklemiştim. Süphan’ a çıkacak olmam gerçekten heyecan vericiydi. Çünkü dağcılığa başladığım ilk yıl, İÜDAKS’ n kurulduğu yıl, Süphan’ a gitmiş alt ekip olarak kalmış ve zirve tırmanışına katılmamıştım.. İlk dağ ilk sevdaydı Süphan..
Yüzüncü Yıl Üniversitesinden davet ilk geldiğinde Süphana benim gideceğim belliydi, ve Mehmet Can ve Ufukla beraber ekip tamamlanıyordu.. Sonra biraz düşünüp biraz da kendi cebimizden para katarsak daha çok kişiyle dağa gidebilirdik.. kulübümüze yeni üye olmuş ve bir aylık eğitimlerin hepsine gelmiş arkadaşlarla beraber 15 kişi gitmeye karar verdik.. 15 kişiyle gidiyorduk Süphana.. çok hızlı başlamıştık nazar değmesin..
Diğer tüm arkadaşlarda da benim ilk kez gidişimdeki heyecan vardı, ve ben belki şimdi daha heyecanlıydım.. Bir minibüs kiralayıp tüm hazırlıkları tamamlamış olarak 25 Ekim akşamı saat 20de Van’a yolculuğumuz başladı. Yaklaşık 10 saat süren bir yolculuk sonrası Van’a ulaştık. Sabah 6 da şoförümüz bizi kampusa bıraktı. Yolculuğumuza ayrı bir tat(!) veren şoförümüze teşekkür edip (ve yüklü bir miktar para verip:( ) onu gönderdik ve kampusa çadırlarımızı kurduk. Çok uzun bir yoldan gelmiş ve çok yorulmuştuk hemen uykuya dalmışız…
26 ekim günü uyandıktan sonra üniversite kampusunu gezerek ve unuttuğumuz bazı şeyleri gidererek geçirdik. Gece spor salonuna dizilip uyuduk..
27 Ekim günü sabah 6 da kalktık çantalarımızı toparlayıp güzel bir kahvaltı için kantinin yolunu tuttuk. Kahvaltıdan sonra saat 08.00’da Spor Salonunun önünden 2 otobüse binen dağcılar artık tırmanışa hazırdı. Tırmanış programında Nemrut Dağı vardı, ancak yağmurdan dolayı yolun kötü olduğu haberi gelince Süphana gidilmesine karar verildi. Süphan yolunda önce Erciş’te sonra da Adilcevaz’da mola verdik. Artık tırmanış için sabırsızlanıyorduk.
Ve saat iki gibi dağla baş başaydık.. otobüslerden indiğimizde saat ikiye geliyordu; Süphan Dağı bulutlardan gözükmüyordu ve çok şiddetli bir rüzgar esiyordu. Acaba Süphan bize zirvesini gösterecek miydi? Çoğu kişi zirve yapacağından emin gelmişti dağa, hiç kimse havayı, fırtınayı, karı, yağmuru düşünmüyordu.. belki ben de düşünmüyordum ama düşünmemiz gerekiyordu..
Çantalarımızı sırtlanıp yürümeye başladık. Köyden yaklaşık bir saat uzaklaştığımızda bu sert rüzgar bize yağmur hediye etti. Artık yürüyüşümüz yağmur ve rüzgarla birlikte çok daha güzel(!) olmuştu. Yaklaşık bir buçuk saat sürdü yağmurda yürüyüşümüz.. ancak kamp yerine ulaşıp çadırlara attığımızda kendimizi derin bir oh çektik.. Bu yağmur dağcılığa yeni başlayanlar için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu ve onlara dağcılığı sevdirmek bizi bayağı yordu. Bazı insanlar gibi küçük zorluklara takılıp kalanlar dağcılığın diğer bütün güzelliklerini görmekten çok uzaktılar. O günün geri kalanında ancak karnımızı doyurup uyuyarak geçirdik. Ve gece zirve yapılamayacağı kararı çıkınca geyik üstüne geyik döndü mum ışığıyla aydınlanan çadırlarda.
27 ekim günü yine erkenden uyandık ne yapacaksak, dağda olunca zaten çok fazla uyunmuyor. Hava bugün güzel ve güneşli. Elbiselerimizin hepsini kuruttuk. Öğleden sonra 3000 metreye aklimitizasyon için yürüyüş yaptık. Önceki gün burada kar yoktu ama şimdi var bol bol fotoğraf çekiyoruz. Öğleden sonra Süphan zirvesini gösteriyor, çok kısa bir süre de olsa. Aklımda hep Süphan var..
Akşam 10 da erkenden yatıyorum, tırmanış saat 3 te başlayacak. Ufuk ve Serdar kendilerini iyi hissetmiyorlar, o yüzden iki kişi çıkıcağız. İki gibi uyanıyorum ancak hava biraz kar var ve saat dörtte çıkılacağını söylüyorlar. Saat üçte kalkıyorum tekrar, su ısıtıyorum galiba benim de midem bozuk; üşütmüş olabilirim.. yada heyecanda:) kahvaltı yapıyoruz Mehmet canla.. O da hazır.. ve artık saat dörtte tırmanış ekibine katılıyoruz… Kasklarımız ve alın fenerlerimiz takılı ve hava karanlık olduğu için açık.. Sayımda sayımızın 56 olduğu söyleniyor.. Mustafa Bingöl’ün liderliğinde tırmanış başlıyor.. biraz hızlı başlıyoruz tırmanışa ilk molamızı saat beş civarı veriyoruz.hemen sıcak tangten birkaç yudum alıyoruz. Tırmanış böyle biraz hızlı tempoyla devam ediyor ancak mola için bu kez beş kırkta duruyoruz.. benim hiç halim kalmamış gibi, zaten biraz da midem ağrıyor. Ama büyütülecek bir şey yok, devam edebilecek durumdayım.
Bir sonraki molada batonları çıkarıp çantaya koymaya çalışıyorum ancak pek mümkün değil batonla yürümek ellerimi üşütüyor. Böyle devam edeceğim mecburen ellerimi biraz daha hareket ettirmeye çalışacağım yürürken. Mehmet Canın durumu iyi.. çok sağlam gözüküyor. Alın fenerimi çıkarıp çantama koyuyorum.. hava gerçekten soğuk ve rüzgarlı.. kar yağmıyor ama rüzgar yerdeki karları savuruyor…
Gurup ikiye ayrılıyor, biz ilk gurupla beraber tırmanışa devam ediyoruz. Ben bazen yavaşlıyorum, hatta bazen duruyorum.. gurup .ok hızlı yürüyor ve onara yetişmek beni yoruyor. Mehmet can sürekli ben bekliyor. Ne düşünüyor bilmiyorum. Onun da zirvede olmayı benim kadar istediğini biliyorum, bu yüzden kendimi toparlayıp devam ediyorum.
Saat altıda 3500 metreye ulaşıyoruz. Kar kalınlığı yarım metre falan ve fırtına var. Sadece ellerim değil burnum da üşüyor, kızarmış olduğunu hissedebiliyorum. Tempomuz iyice düşüyor, çok yavaş ilerliyoruz. Eğim çok fazla, kayalık bir yer ve kar var ve yorgunuz, fırtına ve rüzgar ve devam ediyoruz.. diğer ekipten geriye dönenler oluyor. Biz yavaş da olsa devam ediyoruz.
3900 metreye ulaştığımızda saat yediyi yirmi geçiyor, çok müthiş bir fırtına var.. ve hava gerçekten çok soğuk.. Yaklaşık yirmi dakika bekliyoruz, fotoğraf çekebilenler fotoğraf çekiyor. Biz sıcak bir şeyler içiyoruz, Mustafa Bingöl geri döneceğimizi söylüyor. Biraz görüntü çekiyor. Daha ileriye gidiş yok, yapacak bir şey yok. Çıkmak mı zor inmek mi bilmiyorum. Ve inişe başlıyoruz; dağın her zaman orada olduğuna inanarak ve bizi beklediğini bilerek ve tırmanışın henüz bitmediğinin farkında olarak..
Biraz indikten sonra fotoğraf çekmek için duruyoruz.. Birkaç soğuk fotoğraf çekiyoruz, ve fotoğraf çekmek için çıkardığım gözlüklerin (serdarın gözlükleri) vadiye doğru yavaşça kaymasını izliyorum:(
Yavaş yavaş inerek saat dokuz buçukta kamp yerine varıyoruz. Hemen kahvaltılık bir şeyler atıştırıp biraz dinleniyoruz. Çok fazla beklemeden kampı da topluyoruz. Kampı toplayıp çantamı sırtıma aldığımda Süphana dönüyor ve “Bekle beni, sevdam” diyorum…
Bir sürü anı, çıkılmamış bir zirve, kayıp bir gözlük, kimsenin bilmediği bir mont anısı, bir sürü fotoğraf ve daha büyük bir heyecanla eve geri dönüyoruz..
Yusuf Yıldırım
26-28 Ekim 2003
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen siteye giriş yapınız ya da kayıt olunuz. |