Ana Sayfa
Haberler
Dağlar
Tırmanış Raporları
Kaya Tırmanışı
Eğitim Notları
Doğa Yürüyüşü
Kaza Raporları
Videolar
FORUM
Bit Pazarı
Bağlantılar
İletişim
Hakkımızda
Giriş Yapın





Kayıp Şifre?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Burada Olanlar
Şuanda 1 misafir bağlı
Son Haberler
Ana Sayfa arrow Tırmanış Raporları arrow Türkiye Dağlarına Yapılan Tırmanışların Raporları arrow Kaçkar Yaz Tırmanışı Kuzey Buzulu (21 Agustos 1995) - Kayseri Dak
Kaçkar Yaz Tırmanışı Kuzey Buzulu (21 Agustos 1995) - Kayseri Dak
        21-24 ağustos 1995
        Kuzey Buzulu'ndan Kaçkar Zirvesi

        Ayder'e geldiğimizde saat dokuza gelmekteydi. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Hatta biz geldiğimizde yağmurun da etkisi ile ortalık oldukça sevimsiz görünü-yordu. Yanımızda biz dağa gittiğimizde Ayder'de kalmak üzere annem, babam, kardeşim ve kızımız olduğundan bu sevimsiz hava bizi biraz üzdü. Aç olan karınlarımızı doyurmak üzere gittiğimiz lokantalardan birinde balık ve 'mıhlama' denen yerel yemekten yedik; yani yiyebilenler yediler. Mıhlama denen şey, bir ton tereyağının içine bir avuç yağlı peynir koyarak, peynirin yağın içinde eritilmesinden ibaret, oldukça sağlıksız ve yemek için oldukça sağlam bir mideye ihtiyaç var. Neyse ne yediğimizin pek de farkında olmaksızın karnımızın doymasını sağlayarak 14 saat süren zorlu yolculuğumuzun yorgunluğunu çıkarmak üzere arkadaşlarımızın daha önceden gelerek bizim için ayırtmış olduğu otelimize yerleşmeye başladık. Otel odaları olabildiğince küçük, her tarafı ahşap, iki yatak ve bir tanede ufacık bir komidinden ibaretti. Fakat bizim gibi Orta Anadolu'dan gelen ve bir ağaç gördüğünde neredeyse etrafına bir çit çekip müzeye koyacak durumdaki insanlar için her tarafı ahşap bir oda oldukça değerli ve değişiktir. Rahatsız yataklarda bir gecemizi geçirdikten sonra sabah kalktığımızda tertemiz, mis gibi, pırıl pırıl bir hava bulduk karşımızda. Kızımızı ve ona bakacak olan ve bizim zorumuzla buralara gelmiş olan annemleri burada bırakırken kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacak tek önşart buydu. Saat dokuz civarında içimiz rahat bir şekilde kamyona binerek 2200m civarında bulunan Yukarı Kavron yaylasına kadar geldik.
        Aşağıda nefes almamızı neredeyse engelleyen nem ve yerde kahve rengine izin vermeyen ağaç dokusu burada bizi terketmişti. Bundan sonra sadece yerdeki çalıların yeşili ile yetinmemiz gerekecekti. Yolculuğumuzun bundan sonraki bölümü yürüyerek devam etti. Yukarı Kavron'da çantalarımızı yerleştirdikten sonra, dağcılık faaliyetimize başlamış olacaktık. Öküz Yatağı adı verilmiş olan ***** m yüksekliğindeki kamp yerimize kadar olan dört saatlik yürüyüşümüz sırasında başka gruplarla karşılaştık; hatta bir kısmı bizi geçerek bizden önce Öküz Yatağı'na vardılar. Kamp yerinde abartısız otuz kadar çadır vardı. Hiç bu  kadar çadırı bir arada görmemiştim. Bizde kampımızı kurup, sabah kaçta kalkacağımıza ve hangi rotadan gideceğimize karar vermeye çalışarak dinlendik. Zor olacağını bilmemize rağmen, sonunda kuzey buzulundan gitme kararını verdiğimizde artık yatma zamanımız gelmişti.
        Sabah erkenden kalkıp tırmanışımıza başladık. Bu arada gene başkalarıyla karşılaştık; dağ yolu değil sanki dört şeritli otoban. Buzulun altına geldiğimizde oldukça heyecanlıydık. Buz kranponlarımızı taktık, emniyet kemerlerimizi kuşandık, ipimizi bağlandık ve yola koyulduk. Kaçkar büyük buzulu bilenler vardır; bilmeyenler için biraz anlatayım. Aslında uzun bir süre taşta gidiyoruz diye gidi-yorsunuz ama aslında buzul siz farketmeden başlamış oluyor. Yukardan kaya-lar ısındıkça kırılıp dökülen taşlar aşağıda 'buz yalağı' denilen buzuldan biraz daha az eğimli bir yerde toplanıyor. Taşların altında  başlayan buzul hemen hemen *******m yükseklikte ortaya çıkıyor. İlk başlangıcı göz korkutacak kadar dik geliyor insana; hele ilk kez bir buzula tıranıyorsanız.
        İlk heyecanımızı burada hayli uzun bir zamanda atlattıktan sonra, sizi ilk bölümdekinden oldukça düz görünen ve düz olan bir bölüm bekliyor. Burada emniyete ihtiyaç göstermeden yürüyebiliyoruz. Fakat hastalık derecesinde ob-sesif olan rehber arkadaşımız genede iplerden çözülmemizi istemeyince sade-ce birbirimize bağlı olarak devam ettik. Bunlar bize zaman kaybettiren şeyler olmasına rağmen bizim gibi ilk kez buzul tırmanan bir tayfa olunca yapacak pek fazla şey de kalmıyor aslında.
        Aşağıdaki buzul parçasını tırmanırken yukarıya baktığınızda karşınızda bir duvar görüyorsunuz. Neredeyse 90° gibi görünen bu duvardan sonra yol yokmuş gibi sanki. "Herhalde oraya kadar gidip geri döneceğiz" diye düşünüp seviniyorsunuz. Oysa yaklaştıkça korkularınız artıyor çünkü oranın da buz oldu-ğunu farkediyorsunuz. Hele oranın da tırmanılacağını anlayınca tüyleriniz birden ürperiveriyor; yani bende böyle oldu.
        Neyse ki yakınlaştıkça yüzeyin 90° değilde 45° kadar olduğunu farkediyor ve biraz olsun rahatlıyoruz. Düzlük bitince burada tırmanışın en dik yeri geliyor ki kramponların öndeki noktalarını kullanmak zorunda kalıyor ve kazmadan güç alarak çıkıyoruz burayı. İyiki kısa bir mesafe yoksa oldukça yorucu bir işmiş bu. Televizyonda izlediğim, sadece bir kazma ve kramponlarla dimdik buz duvarlarına tırmanan ve daha da kötüsü bu işi emniyetsiz hatta tümden ipsiz yapan insanlar geliyor aklıma bir anda ve akıl dağıtılırken kapı arkasında kaldıklarını düşünüyorum bilinçsizce.
        Sabah güneşli bir hava ile başladığımız tırmanış daha sonra gölge ve yağmur ile devam etti ve şimdi de yavaştan yavaştan kar atıştırmaya başladı. İlk önceleri ağustosun ortasında kar gördük diye sevindik ama iş çığrından çıkmaya başladı. Hem yorgunluk, hem heyecan ve korku ve hem de soğuk bir araya gelince kar, hiç de istenen birşey olmuyor. Bu duvarı tırmanırken saat oldukça ilerlemişti ve Tekin (rehber arkadaşımız) bize bundan sonra yola devam eder-sek zirveye gelmeden sırtın altında bir yerde gecelememiz gerekeceğini, eğer devam edersek bunu göze almamızı, yada geri dönmemiz gerektiğini söyledi. Yanımızda bivaklarımız ve yeterince yiyeceğimiz olduğunu ve böyle bir mace-rayı birdaha yaşayamayacağımızı düşününce bizimkiler kovukta bivaklamaya karar verdiler. Bana soran olsaydı dönmeyi isterdim ama beni de kandırdılar ve böylece devam ettik. Fakat hayatımda unutamayacağım derecede korktum, yoruldum ve değişik bir hayatı denemiş oldum. Sırta çıkana kadar yorgunluktan ve korkudan ağladığım ve birçok kez de ağlamaklı olduğum oldu. Ellerim ve ayaklarım donma noktasına geldi, bacaklarım titremeye başladı. Bunların hepsinin zirveye çıkınca unutulacağını bilemezdim tabi.
        Buzulun ve tabiki kuzey yüzünün sonuna doğru kar fırtınası bile yaşadık. Buzu-lun dört milyon yıl burada kalabilmesinin sırrı bu olmalı. Fakat sırta gelipte yüzünüzü dağın güney yüzüne verdiğinde, birden yaşadıkları hayalmiş gibi geliyor insana. Pırıl pırıl bir güneş, fırtınadan ve kardan bihaber bir hava. Yanımızda rehber olmasının faydasını burada gördük ve Tekin'in bizim için bulduğu kovuğu hazırlayarak, bivaklarımızın içinde geceyi geçirdik. Pek rahat değildi doğal olarak ama genede geceyi siper ve sıcak olarak geçirmemize yaradığından o kovuğu ve taşların üzerinde geçirdiğimiz geceyi unutabilmemiz mümkün olmayacaktır.
        Ertesi sabah erkenden kalkarak (tabi pek uyuduğumuz söylenemeyeceğinden yerimizden çıkarak da diyebilirdim) yola koyulduk. Sabahın ilk ışıkları ile eri-meye başlayan kaya suyundan damla damla mataralarımızı doldurarak sırta ulaşmıştıkki arkamızdan iki kişi bize yetişti. Bunlar sabah erken kalkıp bizim bir gün boyunca anca geldiğimiz buzulu üç buçuk saatte gelen ve sonra da bizi yakalayıp geçen ve bizden önce zirveye varan sevgili Tunç Fındık ve arkadaşı Emrecan'dan (ne yazıkki onun soyadını bilemiyorum) başkası değildi. Bu arkadaşlarla daha önce de Demirkazık'da karşılaşmıştık. Onlara başarılar diliyorum.
        Zirveye geldiğimizde bütün kötü olaylar gidip sadece iyi yanlar görünmeye başlıyor nasıl oluyorsa. Burada oldukça kalabalık bir grup olarak yarım saat kadar kaldık. Daha sonra hava kötüleşmeye başlayınca inmeye başladık (tabiki buzul-dan değil). Sürekli yağmurun yağdığı ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir inişten sonra iyi bir uyku ve ertesi sabah gene yağmur altında toplanış ve geri dönüş. Bunca yorgunluk ve eziyet gece düzenlenen horonda tepinmemi engel-leyemedi fakat ancak üç gün sonunda tam olarak kendime gelebildim.

                 Yeşim Alemdar - Kayseri




Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!Ma.gnolia!Free social bookmarking plugins and extensions for Joomla! websites!



Bu makaleye ilk yorum yazan siz olun.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen siteye giriş yapınız ya da kayıt olunuz.

 

UYARI: Rotalar.comda anlat?tkinlikler, oldukç¡ ciddi yaralanma hatta ? riski ta?d?erli teknik ve mental seviyeye ula?kesinlikle b?si etkinlikleri ger祫le?iniz. Bu t?kleri ?mek, ?sinde yeterli fiziksel ve teknik birikimi ve deneyimi gerektirir. Bu sitenin i祲i𩬠benzer etkinliklerde olu?las?lar iç©® herhangi bir sorumluluk kabul etmez

eXTReMe Tracker