|
Aladağlar Kaldı (08.09.07-09.09.07) - Zirvedak |
|
Sayfa 1 Toplam: 2 Uzun süren grup toplama faaliyetlerinden sonra kala kala üç kişi kalmıştık. Yücel, Gökhan ve Selçok. Gökhan ve Lahitkaya Kuzey duvarı çıkışı yapacak Gökalp ile birlikte beni aldılar cuma akşamı saat 2130'da Kaldı yolculuğuna başlamış olduk. Özel nedenlerle Yücel bize Niğde'de katılacaktı.
Gökhan'ın güzel ve emniyetli sürüşü ile saat 0700 gibi Niğde otogarına ulaşıp Yücel'i aldık. AKUT Kürşat Avcı Dağ Ev'inden Gökalp'ın partneri Adana'lı Serdar'ı da aldıkdan sonra yola koyulduk. Emli ormanının son noktasına araç ile yaptığımız yolculuk sonrasında kamp yükü ile Akşam pınarına oradan Parmakkaya'nın üst taraflarına ulaştık. Amacımız yarın mümkün olduğunca az yürüyüş ile Kaldı zirveye ulaşmaktı. 1120'da Emli ormanında başlayan yürüyüş saat 1430'da 2300 metre civarında bitti. Akşam pınarında Gökalp ve Serdar'a benim telsizlerden birini verdik. İletişim herşeydi. Hele cep telefonları çekmiyorsa...
Kamp yerinde herkes kızgın bogalar gibi ayağı ile kalın taş ve kaya parçalarının olduğu zemini düzeltmeye ve aşağıdaki toprağı bulmaya çalışıyor. Toz toprak içindeyiz. Uzaktan bu işleri bilmeyen biri görse ne yapıyor bu adamlar diye düşünür. Yücel dayanamadı kaya çekiçi ile kayalara saldırıyor. Adam inşaat işine girdi hafiften. -Ulen! Gecekondumu yapıcan Yücel? Abartma olm? dedim. -Abi, rüzgarı kesmeye çalışıyom.
Hımm! ulan. bunlar yine çadır getirmedi geçen sefer üç kişi benim Carrefour'dan aldığım tek kişilik çadırda kalmıştık. Bu sefer yine tek çadır getiren benim. Alıştırdık adamları tabi bak bu seferki müşteriler farklı ama sonuç aynı olacak galiba.
Tanrım! Ne olur yağmur yağmasın, yine burun buruna uyumak istemiyom yaw? Diyorum kendi kendime. Dualarım kabul edildi... Yağmadı...
Sabah 0220'de uyandık açık ama oldukça serin bir gece. Ben sıcak içecek sevmediğim için mümkün olduğunca içmemeye çalışırım. Yaz olmasına güvenerek soğuk süt ile hazırladığım oldukça kalorili ve hafif olan mousli gevreğini bol bal ile karıştırıp yiyorum. Valla! nefis. Gece serinliğinde soğuk süt!!! dışarı soğuk, içeri soğuk bakalım n'olcak.
0320'de başlıyoruz yürüyüşümüze rehberimiz sağlam: Yücel. En önde gidiyor arasıra durup fenerlerimizi yarıştırıyoruz. Kafamda don lastiği ile kaskıma sarılmış bisiklet feneri var. Karanlıkta görmezler diye düşünmüştüm. Kafa fenerini eşime bırakınca bende çözümü böyle bulmuştum. Yolun yarısını geçtiğimizi sandığımız anda bir baktık Avcıbeli'nin alt çarşağındayız. Bir iki basit hamle ile kayaları geçiyoruz. Çarşak yerine kayaları tercih ediyoruz genellikle.
Avcıbeli'de havanın aydınlanması için kayaları siper ederek biraz beklemeye karar veriyoruz.Sırtın diğer tarafında öyle bir rüzgar esiyor ki donduruyor. Saat 05:20 ekip çok hızlı bir şekilde ilerliyor... Biraz içecek içiyorum. Üşümeye başlayınca, bere, eldiven, polar, goretex ne varsa giyiyorum üzerime fakat arasıra öyle titriyorumki Yücel bana sarılıyor. - Ulen! Yücel ileri gitsene ne sarılıp duruyon. - Abi valla sana iyilik yaramaz yani, ısıtalım diye" yani felan.. - İstemez olm uzak dur. Biraz sonra bir titreme nöbeti daha... Anlıyorum soğuk süt, soğuk hava, al sana...
Yücel ile sarmaş dolaşız... İtiraz etmiyorum... Bana müstahak tabi... Sıcak içecek sevmezsin ha, Onbeş sene öncede buna benzer bir vaka aynı şekilde sonuçlanmıştı ama ders almamışım demek ki. Sarıl Yücel sarıl, hakediyorum ühüüü! ühüüüü!
Neyse bu muhabbeti Gökhan'ın -"Abiler haydi yolcu yolunda gerek" sesi bozdu.
Saat 0545, tan yeri ağarmaya başladı, tırmanışta...
Akşam pınarı üzerinde yoğun bir sis bulutu görünüyor. -Yücel, bu Gökhan'ın içtiği sigaraların dumanımı yoksa doğal sis mi? Diyorum. -Hahaaaaa haahhaaaaa... Gökhan'ın ters ters baktığını fenerin gözüme tutulmasından anlıyorum. -Yücel, bu Gökhan kömürle çalışan Lokomotif gibi bir mekanizmaya sahip olmasın. -Adam, her molada iki üç tane tüttürüyor. Başka bir şey yemiyor içmiyor. Bütün gün boyunca hiçbir şey yiyip içmeyince ben şüpheleniyorum. Sadece sigara hımmm. Kesin bir şey var bu sigarada... Sonra anlarım...
Gün tamamı ile ışıyor. Küçük bir molada Gökhan, -Yücel, bak lan bu resmen don lastiği adam resmen don lastiği ile tutturmuş fenerini" diyor. Hay allah! gün aydınlandı unuttuk feneri kafada, makaraya dolandık işte...
Avcıbeli tepesinin sağ tarafından ilerliyoruz. İlk tepeyi tırmanıyoruz. Inının, ınının...
Aşağı doğru bir iniş var 100 150 metre irtifa kaybediyorsun, sonra geniş bir düzlük başlıyor, ondan sonra uzun bir çarşak, ardından çok dik bir kaya etabı ve sol yukarı doğru çıkan bir kule.
- Aşağı top sahası, rotamız şu çarşaktan sonra kaya etabı... diyor Yücel. -Yücel, çok dik görünüyor, diyorum. -Buradan öyle görünüyor, yanına gidince yatık yavrucum diyor, Gökhan.
İnişin yarısında birbuçuk litrelik su şişelerimizi dönüşte almak üzere kayaların üzerine bırakıyoruz. "Aha, şurası Kaldı ne gerek var taşımaya" diyoruz.
Dik tırmanışlar sonrası Yücel tepeye varıyor.
-Ohaaa! (kibar yazmaya çalışıyorum, tabi üç erkek olunca böyle suya sabuna dokunmayan laflar kullanılmak yasak) Ne oldu acaba diyorum. Bahsettikleri kılçık dahadamı inceldi bıçak sırtı oldu diyorum kendi kendime. Ulen iyi ki emniyet kolonunu getirdik. -Ne oldu, Yücel? - Abi, burası Kaldı Başı imiş? ?????? Nefes nefese tepeye varıyorum. -Amanın... Önümüzde bir dağ daha var ama dağda dağ yani. Bende merak ediyordum neden "Kaldı Başı" dediklerini...
Buraya kadar Kaldı, Kaldı diye gelenler bizim gibi sırta geldiğinde gerçek "Kaldı"nın arkada olduğunu görünce herhalde "Kaldı'nın başı" anlamında söylenmiş ve literatüre geçmiştir. Diyorum kendi kendime. "Kaldı" adını ise buraya kadar Akşam Pınarın'dan 7*8 saatlik yürüyüş sonrasında gelip, "Kaldı başı"nda daha gidecek çok yol olduğunu görünce. Buraya kadar bugün "Kaldı" çıkmayalım anlamında kullanılmıştır herhalde. Hikayesini bilen varsa anlatsın bizde öğrenelim. Bu benim tahminim..
|