|
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL
Hava açık ve tek bir bulut dahi yok. Rota üstünde neredeyse hergün ekipler sıra halinde yükselmekte yada aklimitizeyi gerçekleştirip dönmekteler. O gün I.Kampta(4800m.) geceledik. Ertesi gün gayet dik konumdaki parkura girdik.Yükseldikçe eğim daha yükseliyor ve boşluk hissi iyice kendini gösteriyor. Neyseki sabit hatlar kuruluda bir nebze olsun rahatlık ve güven hissi veriyor. Bizim ekibin bir kısmı II.Kampa(5600m.) ulaştı. Bir kısmı o gecede I.Kampta kalarak daha iyi uyum sağlayacağına inandığından 5400m.ye kadar çıkıp kampa geri döndüler.
Ertesi gün tüm ekip 5600 metredeydi. O günde rotanın devamı niteliğindeki Çapayev Dağının bir kısmına kadar çıkılarak tekrar kampa dönüldü. Çapayev ayrı bir dağ. Fakat Tengri' ye çıkmak için Çapayev'in kuzey sivrisini(6102m.) kullanmak ve sonrasında küçük bir inişle Tengri'nin sırt rotasına girmeniz gerekiyor. Artık aklimatizasyon tırmanışı tamamlanmıştı. Yarın ana kampa inilip, iyice dinlendikten sonra asıl zirve tırmanışı başlanacaktı.
Ana kampa döndüğümüzde Dağcılık Federasyonundan başkanımız ve arkadaşlarımızda gelmişti. Bacecampta üç ayrı Türk ekibi bulunmaktaydı. Bu sene Türk çıkartması yapmıştık. Serdarların ekibide aklimatizasyonu tamamlamıştı. Tabii ekipler kaynaşarak bir bütün oluşturduk. Birbirimize başarı ve şans dileyerek destek çıktık.
Geldiğimizden beri hava çok güzeldi. Belkide bunun sabırsızlığıyla daha fazla beklemeden zirve tırmanışına 28 temmuzda başladık. Yine I.Kampta(4800m.) geceledik. Ertesi gün II.Kampa(5600m.) çıktık. Bu kampa ulaşmadan Efecan arkadaşımız tırmanışını sonlandırdı. Ayakkabısının topuk tarafından tabanının açılması bunda etkili oldu. Ertesi gün Serdar arkadaşımızın ekibide çıkışı sonlandırınca, onlardan hafif bir çadır ve dekort kapsülünü alarak, Çapayeve doğru tırmanışa başladık. Çapayevin sivrisine(6102m. kuzey zirvesi) geldiğimizde bir tünel çadır kuruluydu. Bu bölge Kazaklarının kullandığı çadırlardı. Boş olduğunu görünce beş kişi hemen içine girdik. Aslında III.Kampa(5900m.) inip çadır kurmalıydık. Lakin o kadar yorulduk ki, bu küçük süprizi değerlendirelim dedik.
Bu mutluluk her güzel şeydeki gibi kısa sürdü. Çadır sakinleri gelmiş ve bizden boşaltmamızı rica ettiler. Halbuki hepimiz sığardık... Neyseki hava kararmamıştı. Hemen çadırlarımızı kurup uykuya çekildik. Geceleyin tam tepede olduğumuzdan tüm rüzğarı yedik. Sabah olduğunda hava bozmaya başlamıştı. Ana kampla sadece belirli saatlerde haberleşebiliyorduk. Telsisimizle hava muhalefeti hakkında detaylı bilgi istedik. Nerdeeee. Sağlıklı bir bilgi yok. Hava birkaç gün daha böyleymiş fakat olumlu anlamda bir gelişme beklemeyin dediler. Kararsız kaldık devam mı, tamammı?!
Sonunda III.Kampa(5900m.) da varalım orda yeniden bir değerlendirme yaparız dedik. Kampı iki dağın ortasına denk gelen belin tam ortasına kurduk. Bizden başka iki çadır daha kuruluydu. Sonradan çadırlarda kimse olmadığını farkettik. Ya biraz aşşağıdaki kar mağarasına sığınmışlardı yada çadırları aklimitize esnasında kurup aşşağıya inmişlerdi. Fırtına yoğun tipi halinde kar yağışına dönüştüğünde akşam olmak üzereydi. Çadırımız yarıya kadar kara gömülmüştü. Çıkıp kar silkelemenin olanağı yoktu. Zati çadırımız tek tente ve bağajı yoktu. Fermuarı açtığımda tulumların ve çadırın içine kar ciddi anlamda yağıyordu. Artık soğuğunda etkisiyle buharımızdan, çadırın içi kapalı olduğu halde tavanından bayağı kar taneleri yağıyordu. Çaresizce kaz tüyü uyku tulumuna yağan bu karı izliyorduk. Eğer kaz tüyü iyice ıslanırsa bir daha kurutmanın imkanı çok zor olacak. Mecburen çadırın içersinde benzinli ocağımı yaktım. Bir süre çadırın içini ve tulumları kurutttum. Hem yarın sabah hava düzelirse zirveyi direk deneyecektik. Sanırım 13-15 saat gibi bir sürede halledebilirdik. Bu yüzden su ısıtmam yani kar eritmem gerekiyordu. Tabii uçakta sıvı ve gaz yakıtlara izin verilmediğinden yolda aldığımız bir benzini kullanmak zorunda kalmıştım. Haliyle ocak tıkandı. Ne yaptıysam verimli yakamadım. Sonunda bu uğraşıdan vazgeçtim. Gerçi bütan propan ocağımızda vardı ama onun azalan yakıtınıda zor anlar için kullanmalıydık. Sanki şimdiki halimiz güllük gülüstanlıktı ya...
Gece boyunca kuvvetli fırtına devam etti. Çadırın aşırı rüzğardan patlamadan nasıl dayandığına hala hayret etmekteyim. Yandaki boş çadırlara geçeceğiz ama tipi bir türlü aman vermiyorki. Sabaha kadar uyku tulumlarımıza yağan karı hayretle izleyerek geçirdim. Her ihtimale karşı kaz tüyü montumla tulumun içine girdim. Belki yukardan ıslanıyordu ama benim ısımlada içerden kuruyacaktı !! Sonunda sabah oldu; olsa nolacak, fırtına devam. Hesapta hava düzelirse gece 3-4 gibi rotaya girecektik. Gün iyice aydınlandığında diğer çadırdaki arkadaşlarımız bize seslendi: "Heyyy yaşıyormusunuz, iyimisiniz" , "Eveeeet, iyiyiz!! Yok lann, mahvoldukk."
Hemen bir durum değerlendirmesi için daha korunaklı olan yan çadırdaki arkadaşların yanına geçtik. Onların çadır çift tente ve böyle bir sorun yaşamamışlar. Fakat sağlıklı bir uyku ve dinlenme onlarda da yok. Havanın yakın bir zamanda düzelmeyeceğine, yakıt ve yiyeceğin iyice azaldığına ortak bir karar vererek faaliyeti sonlandırma kararı aldık. Yinede bir telsiz bağlantısı kurarak belki yarın hava düzelirse zirveyi deneme imkanımız doğabilirdi. Telsiz irtibatı sonucunda kötü havanın aynı durumunu sürdüreceği bilgisi tüm umutlarıda alıp götürmüştü...
Çadırlarımızı toparlayıp, çantalarımızı hazırlayıp dönüş istikametine yola koyulduk. Çapayevi yeniden çıkarak aşmamız ve batı tarafından inişi gerçekleştirmemiz gerekiyordu. 200 metrelik bu irtifayı aşmaya çalışırken bedenlerimizin hayli bitkin olduğunu farkettik. Eğer bugün hava mükemmel olsa bile bu bünyeyle fazla ilerleyemezdik. Yüksek irtifada hem zor parkur ve kötü hava koşulları bizi iyice yıpratmıştı. Belkide dönüş kararını daha önce almalıydık. Fakat insan bazen bu durumları hemen kabul edemiyor. Onca yolu tep gel, iznini ayarla, maddi durumununu ayarla, emek harca, efor sarfet, sevdiklerine onca gün hasret kal,... sonrada hava muhalefetine yenik düş. Yurdum dağları olsa sorun değil, bir daha denersin, olmadı seneye gelirsin. Fakat ülkene kilometrelerce uzakta, bir başka diyarda, hemde bu şartlarda ve konumda aynı mukavemeti göstermek oldukça zor. Yüksek irtifa herşeyden önce korkunç sabır gerektiren, metanetli bir uğraş.
Zirve herşey değil, önemli olan dönmeyi bilmek. Filozofca bir söz. Bunu gerçekten hisseden kişi erdemliliği yakalamış, hırsından, kaygılarından ve beklentilerinden arınmış kimse olmalı. Yada tüm sinirleri alınmış. Sonuçta insansın. Her kişi için olay ve olgular farklı duygu ve heyecan içinde hareket eder. Kişiyi kişi yapan bu özelliğidir. Yoksa basma kalıp sözleri hayata uygulamak, yada şablon gibi birşeyleri uygulamak gerçek bir doğacının yapısına aykırıdır. Full paket için 1200 Euro verdik. Uçağada 400 Euro. Diğer masraflarla birlikte yaklaşık 2000 Euro gibi bir harcamamız oldu. Maddi ve manevi açıdan kişiyi zorlayan bir durum. Her zaman ulvi ve hissi duygulara yön vereceğime realist olmakta fayda var düşüncesindeyimdir.
Ana kampta iki gün daha kaldık. Programımız içersinde olan güney kampına geçmek için helikopteri bekliyorduk. Gerçi aklım hala Tegri de kalmıştı. Ekipte denemek isteyen varmı diye yokladım. Kimse aynı sabır ve dirayeti artık gösteremeyeceğine inancından dolayı buna yanaşan olmadı. Gerçi önümüzde on günlük bir süreç daha var. Fakat bir tırmanış kafada bittimi zorlamanın bir anlamı yok. Üstelik telafisi olmayan sonuçlara da gebe olabilir. Kamptan ayrılmadan Federasyonumuza başarılar diledik. Bu seneki bu dağa üç Türk ekibi gelmiş ve ikisi havanın azizliğine uğramıştı. Umarım arkadaşlarımız şeytanın bacağını kırar. Alaaddin Hocamızın sıcak ve hoş sohbetinden sonra vedalaşıp güney kampına geçtik.
|