Giriş Yapın



Khan -Tengri Dağı Kuzey Rotası denemesi - Sayfa 2
Makale İçeriği
Khan -Tengri Dağı Kuzey Rotası denemesi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Tüm Sayfalar

ETKİNLİK DETAYI :

17 Temmuz akşamı hava limanında 6 kişilik ekibimiz toplanmıştı. Saat 22' de kalkacak uçağımız bizi Alma-Ata'ya taşıyacaktı. Sevgili Cumhur arkadaşımızda bizi uğurlamaya gelmişti. Beş saatlik bir yolculuktan sonra Kazakistandaydık. Ülkemizle 3 saatlik bir fark söz konusu. Saatimizle 03 sularında ordaydık. Bunu mevcut ülkenin konumuna uyarladığımızda sabahın 06' oluyordu. Ak-sai Travel firmasının yetkili bir arkadaşı bizi karşıladı. Bu bir Kırgız acentesi idi. Lakin biz Bishkek(Kırgızistan) yerine Alma-Ata'yı tercih ettik. Çünkü uçuş fiyatı olarak yaklaşık 200 Euro daha uygundu. Dağ iki ülke sınırında kaldığından iki ülkeden de ulaşım vardı. Dağın kuzeyi Kazak, güneyi ise Kırgız topraklarına aitti. Biz bu firmadan full paket aldık ve kuzey kampından, güney kampına helikopterle geçmek için ayrı bir ücrette ödedik. Eğer olurda her şey yolunda giderse, Tengri'yi kuzeyden çıkarsak, güney kampına geçecek ve Popeda Dağınıda deneme fırsatı yakalayacaktık. Hayallerin sonu yoktur...



En kuzeydeki iki yedibinlik diye adlandırılan bu dağlar Kazak, Kırgız ve Çin üçgeninde yer almakta. Hava şartlarının zor ve çok değişken oluşu her ikisinide sekizbinlikler statüsüne koymaktadır. Biri en teknik yedibinliklerden biri olan Khan-Tengri, ötekisiyse en zorlu yedibinlik olan Pobeda. Birinin tüm rotaları teknik zorluk ve mücadele gerektirmekte, diğerininse sırt hattında onlarca ceset bulunmakta. Aslında ekibin amacı bu dağları bu sene denemek gibi bir düşüncesi yoktu. Tacikistandaki Korjenevskaya yada Komunizma dağları düşünülüyordu. Ekibin yarısı daha önceden yedibinliklerden biri olan Lenin dağına çıkmıştı. Sırada bu dağlar vardı. Lakin bu ülkedeki siyasi karmaşadan dolayı bu dağlara bu sene izin yoktu. Bizde mecburen rotayı kuzeyin bu iki yalçın dağına çevirmiştik. Ekibimiz bireysel amaçlı karma bir yapıyı oluşturmuştu. Bizim kulüpten ben ve Esin, Mimar Sinandan Bülent, Özgür ve Savaş, tam bağımsız Efecan.

Alma-Ata'dan bir minibüsle 8 saatlik bir yolculuk başladı. Karkara denilen 2200 metredeki bir kamp alanına geldik. Buradan sonra artık yolculuk helikopterle devam ediyor. Karayoluyla araçlı ulaşım burada son buluyor. Eğer hava koşulları uygunsa o gün helikopter kalkıyor ve sizi ana kampa(bacecamp) ulaştırıyor. Bize iki gün sonra kalkacağı bildirildi. Sabırsızlıkla o günü beklemeye başladık. Gerçi çevrenin yemyeşil ve rengarenk çiçeklerle donanımlı oluşu, bu bekleyişi keyifli kılıyordu...

Ayın 20'sinde kahvaltımızdan sonra helikoptere doluştuk. Boyut ve hacim olarak pek küçük bulduğum bu pervaneye toplam 18 kişi ve bir yığında yük ve malzemeler konmuştu. Bu benim pervaneye ilk binişim olduğundan doğrusu bayağı heyecanlandım. 40 dk.bir seyirle bacecamp'a indik. Artık yeşil deryanın yerine beyaz bir dünyanın içine dalmıştık. Kendimi bir anda kutuplarda hissettim. Bu kadar yoğun bir beyaz-mavi renk tonlarını kucaklayacağımı ummamıştım. Geçen seneki Peak Lenin çıkışıma göre bu bölgeyi daha bakir ve vahşi buldum. Bacecamp bile daha yeni kuruluyordu. Zati bu yıl küresel krizden dolayı sayı epey bir azmış. Daha önceleri 150 ve üstü olan bu kamp bölgesinin bu seneki toplam katılımı biz dahil 50 yi anca buluyormuş. Etrafım yüksek dağlarla çevrili bu mistik güzelliği seyre dalmıştım. Dağların kulvarlarından buzullar aşşağılara kadar sarkıyor, diğer buzulllarla birleşerek bir nehir gibi kilometrelerce uzanıyordu. Ortasında şaşkınca bulunduğum bu buzul nehrinin adı kuzey İnelçek buzuluydu. Bacekampın çevresi sayısız dağlarla çevrili idi. Kampın hemen arkasında yükselen Bayancoi Dağı(5791m.) bir kalkan gibi kollarıyla bir güven oluşturmaktaydı. Ve kampın tam karşısında duran Khan-Tengri Dağı...



Plaj çadırı görünümündeki büyükçe çadırlarımıza üçer kişi halinde yerleştik. Birazdan bir çan sesi hınçla ortamın sessizliğini bozdu.Meğersem öğlen yemeğini hatırlatan bir uyarım şekliymiş. Bu iletişime bayıldım doğrusu. Yemekte tanıdıklar var. Havalimanında karşılaştığımız ayrı bir Türk ekibi daha vardı. Özgür Serdar Ata, Mehmet Yaldız ve Ali Yağmur. Onların anlaştığı firma farklı olmasına rağmen aynı ortak kampı kullanıyorduk. Bizim kamp Kazaklara aitti. Yaklaşık 250m. beride Kırgız kampı bulunmaktaydı. Onlarda aynı dağın aynı rotasını bizimle çıkacaktı. Yine bir hafta sonra beklediğimiz Dağcılık Federasyonuda aynı dağın aynı rotasını deneyeceklerdi. Yani Khan-Tengri kuzey rotası. Dağın güney kısmı daha kolay bir çıkış imkanı sağlamasına rağmen, potansiyel çığ riskinin çok yüksek oluşu, kişileri zorda olsa haklı olarak kuzey yüzüne sevk ediyordu. Yakın bir tarihte, güney tarafından kopan devasa bir serak birçok kişiyi hayatından etmişti.

Kampın sorumlusu Dede Muha diye orta yaşın biraz üstünde delidolu birisiydi. Kaba ve sert çıkışlarına rağmen ona karşı büyük bir saygı yeli oluşmuştu. Zamanında Tengri'yi kuzey klasik rotasından defalarca çıkmakla kalmamış, kuzey kaya ve dev kar seraklarının arasında yeni tırmanış rotaları açmıştı. Böylelikle iki gün geçirdik. Yeterince dinlendiğimize karar vererek aklimatizasyon tırmanışına 22'sinde başladık.

Bacecamp 4000 metrelerde bulunmasına rağmen karşımızda 3000 metrelik bir piramit bulunmaktaydı. Öylesine heybetli ve yalçın duruyorduki, zirvesine bakmak için kafayı bayağı kaldırmak gerekiyordu. Burayı ilk gören bilimadamlarından biri "işte insanoğlunun ayak basamayayağı bir dağ" demeside boşuna değildi. Yıllarca dağcıların hayallerini süsledi bu dev piramit. Belkide bu yüzden <Tanrıların Tanrısı> ismini taşıyordu. 70'lerde zirvesine çıkıldığında bile gizemi, ihtişamı ve öneminden birşey kaybetmedi.



 

UYARI:rotalar.com sitesinde bahsedilen aktivitelerin oldukça ciddi yaralanma ve hatta ölüm riski taşıması sebebiyle, rotalar.com site sahipleri yayınlanan bilgilerin kullanımından kaynakli herhangi bir sorumluluğu kabul etmemektedir. Sitede yayınlanan yazıların sorumlulukları yazarlarına aittir.