|
Bayram boyunca iki gencin canını alan dağ zirvesi ve daha çok sayıda genci tehlikeye atan dağ haberleri birbiri üstüne geldi. Bu haberler beni dağların güzelliği ve çekiciliği ve insanlara dayanılması zor çağrıları üzerine düşünmeye itti.
Bu konuda insana yardımcı olacak en iyi iki kaynak da yanıbaşımdaydı. Immanuel Kant estetiğin felsefesi ve güzelliği algılama ve anlamlandırma süreçlerimiz üzerine çok düşünüp yazmış büyük filozoftur. Bunlar genel düşüncelerdir. Esas olarak ama dağlar için de yazmıştır Kant. Dağcılık ile bağlantılı olarak gizem ve ulu terör bağlantısını da kurmuştur Kant ve tehlikenin çekiciliği ile güzellik algılamamız arasındaki bağlantının ana esaslarını kurmuştur. Bu felsefi düşüncelere bir de insanlara başka insanların bulunmadığı bir yerde olmanın verdiği heyecan ve keyfi de eklerseniz bayram sürecinde genç insanların nasıl da korkmadan yaşamlarını tehlikeye attıklarını anlamaya başlarsınız. Dağlar gizemlidirler ama güzel olup olmadıkları da tartışmalıdır. İngiltere’de dağ edebiyatı diye adlandırılan bir edebi tür de vardır ve bu tür çerçevesinde kitaplar yazan yazarlar dağlar güzelidir ve güzellerse de neden sorusuna cevap ararlar. Zirvelere tırmanmak için hayatlarını hiçe sayan gençlerden çok etkilendiğim ve onların dağlar güzel midir sorusuna kesinlikle evet dediklerine inandığım için bu mesele üzerinde daha fazla okumak için İngiliz dağ edebiyatının klasikleşmiş eserini, Marjorie Hope Nicholson’un ‘Mountain Gloom and Mountain Glory’ı ısmarladım getirtiyorum. Meseleyi anlamamı kolaylaştırsın diye okuyacağım. Dağların gizeminin dini boyutu da vardır ve zirveye tırmanmak bir anlamda Yaradan’a yakınlaşmaktır. Amerikalılar meselenin bu boyutuna çok ağırlık verirler. Onlar, Tanrı’nın kendilerinle tabiat aracılığıyla konuştuğuna inanırlar. Amerika’nın batısı veya popüler algılayışta vahşi batısı ovaları, çölleri ve dağlarıyla Tanrı’nın konuştuğu yerdir ve ona ulaşmak ve keşfetmek Amerikan kültürünün önemli öğesi olmuştur hep. Amerika batıyı keşfetme ve oralara yerleşme hedefini ‘Manifest destiny’ diye adlandırılan bir yazılı metinle açıklamıştır ve ‘Manifest destiny’ vahşi batının kontrol altına alınmasından sonra Amerika’nın dünyanın geri kalan bölgelerini de kontrol altına almasını yönlendiren ana dini, mistik düşünce olmuştur. Dağları düşünürken nereden nereye geldik değil mi ama hayatta bazı konular arasında böyle bağlantılar var bunları görüp yazmak da keyifli iş. Tabiatın Amerikan bilinçaltındaki yerini ve dağların mistik ve ilahi gizemini ve ‘Manifest destiny’ metnini anlamadan bugün bu adamlar Irak’ta ne yapıyorlar, amaçları nedir sorusuna cevap bulmanız da mümkün değildir. Bayramda kaza haberlerini alınca Kant’tan başka bir de Jon Krauker’in Into Thin Air adlı kitabına tekrar göz attım. Yazar bu kitabında eli ayağı tutan sıhhati elverişli her insanın tehlikeli zirveleri fethetmek için girişim yapabileceği ve hatta bunu mutlaka yapması fikri üzerinde duruyor. Dağcılık zaten son yıllarda bu hale getirildi, parası olan insanlar için grup turları düzenleniyor zirvelere. Everest’e tırmanmayan da kalmayacak böyle giderse. Biraz kafayı bulan her vatandaş kendisini önemli görmek ve fethetme dürtüsünü tatmin etmek için ani karar verip dağlara vurabilir kendisini hatta Everest’e bile tırmanmaya başlayabilir. Gerçi Everest’te lokal köylüler Sherpa’lar gelen grupların zirveye kolay erişebilmesi için önden zirveye kadar çıkış yollarını hazırlıyorlar. Bu durumda insanın fethetme dürtüsü nasıl tatmin olacaksa anlamadım pek. Düşünsenize sizin büyük tırmanışınızdan önce bazı adamlar zirveye bir- iki defa inip çıkıyorlar. Jon Krauker, Into Thin Air adlı kitabında bu tür grupların karşı karşıya kalabileceklerini yazmış. Kendisinin de içinde yer aldığı acemiler grubu, dağa tırmanmaya başlamış ve kısa süre içinde büyük bir fırtına içinde kalmışlar ve aralarından iki kişi ölmüş. Gerçek yaşamdan esinlenmiş bu kitap da dağlara özlemle bakan herkes tarafından mutlaka okunmalı bence. Dağların güzel ve gizemli olduğunu kabul ediyorum. Gözü karalığım da var maşallah, ama okur -yazarlığım da var, kafayı bulduğum anda bile. Böyle kitaplar okumakla yetinirim ve belki de Cezanne’nin dağ resimlerine ve Caspar David Friedrich’in mükemmel ‘Wanderer above a sea of fog’ adlı resmine bakmakla yetinirim ama genç arkadaşların yaşında olsaydım ben de bir zirve yolunda can verirdim sanıyorum. Bu da bir tercihtir ve saygı duyulmalıdır. Serdar Turgut Akşam Gazetesi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen siteye giriş yapınız ya da kayıt olunuz. |