|
Haldun Aydıngün hocamızın yazıp mail gruplarına gönderdiği ağrı dağı ve Çöpleri üzerine güzelleme isimli makalesini haberin devamında okuyabilirsiniz...
Disarida goz gozu gormuyordu, 4200 metrenin sogugunda, gunes batmamis olmasina ragmen, insanin tulumdan disari cikmasi gercek bir irade gosterisiydi. Gene de yari belime kadar siyrilip cadirin kapisina ulastim. Kapinin fermuarini titreyen parmaklarimla actim, o anda Halit’i karsimda buldum, elindeki iki sicak corba kasesini bana uzatiyordu. Sukran duygulari ile kaseyi alip tulumunun icinde der top olmus Sarven’e uzattim. Ikinciyi de kendime ayirdim. Disarida goz gozu gormuyordu. Halit yoktan var olmus bir dag cini gibi havada tipi kivaminda ucusan beyazliklarin arasinda gene kaybolup gitmisti. Firtina zorluydu ama cadirin buna dayanabilecegine inaniyordum. Asagilari seyretmek icin bir sure daha kapinin yaninda oturmaya karar vermistim. Bu arada Sarven sicak corba kokusuna dayanamayip, herhangi bir dunya diline benzemeyen sozcukler mirildanarak tulumundan siyrilmisti. Yuzume carpan bir kagidi tutup uzerindeki yazilar baktim. Sarven’e donup “Kiril alfabesi ile Ibranice’yi ayirip ayiramayacagini sordum. Gormesi lazimmis! Kagidi elimde evirip ceviriyordum, “Icinde kahverengi, ve de sanirim cikolata izleri olan bir kagit†dedim. “Kagit parlak ve selofan mi kapli yoksa mat ve yumusak mi?†diye sordu. Soru dolu bakislarimi gorunce de “Tuvalet kagidi olma ihtimaline karsi†diye acikladi. Her neyse, Agri daginin essiz yuksekligi nedeniyle yuzlerce kilometre uzaklardan kosup gelen ruzgarlar butun gucleri ile dagin yamaclarina patliyorlardi. Buyuk bir ihtimalle de yarisi tam bizim cadir kurdugumuz bolgeye geliyordu. Her yandan ucusan ve kagit ve coplerin arasinda insan kendini Babil Kulesinin uzerinde gibi hissediyordu. Sanki bu paket kagitlarinin, meyva suyu kutularinin, metal veya plastik tabak, canak, kasik, catalin, sekerleme kaplarinin, pet siselerinin ve baska turlu petlerin uzerinde dunya yuzunde kullanilan butun dillerin alfabeleri yaziliymis gibi duruyordu. Bir acidan baktiginizda ise surada oturup onunuzden zahmetsizce gecen ivir zivirin cesitliligine bakip ne kadar da cok sey ogrenmek mumkundu. Ayrica son derece gurur verici bir durum da vardi. Hani bilirsiniz “Biz Turkler adam olmayiz†turunden onemli bir sloganimiz vardir. Buradaki ilk izlenimlerimi degisik sekillerde yorumlamak mumkundu, ornegin, Biz Turklerden baska, onlar, yani Ruslar, Israilliler, Araplar, Yunanlilar ve Latin Alfabesini kabul etmis 72,5 millet de adam olamayacakti. Copler boyle soyluyordu. Ben onlarin yalancisiyim. Bir yerlerde okumustum Nepal’de Namche Bazar’dan Everest Base kampa giden yolda o kadar tuvalet kagidi ve kagit mendil varmis ki yola “Kleenex Trail†adi verilmis, (tabii gayri resmi olarak), Kleenex cok unlu bir temizlik kagidi firmasi, Trail ise Ingilizce “Patika†anlamina geliyor. Belki bu 4200 kampina da Selpak kampi adi verilir. Tabii ki isim secerken cok dikkatli olmak gerekiyor. Gerci dag cok buyuk ama uzerinde baska kamp kuracak duz alan yok, yani diger kagit mendil firmalari itiraz ederse onlarin adlarini da baska kamplara verme sansimiz yok. Evet, sanirim uzerinde gercekten dusunulmesi gereken bir konu.
Disaridaki cop tipisi, yani yerden ruzgarla havalanan ve savrulup giden yukarida listesi verilmis nesnelerin savrulmasi, azalacak gibi durmuyordu. Bu da bana Voytek Kurtyka’nin bir sozunu hatirlatti “Dagcilik katlanma sanatidir†. Gercekten de dogru, dagciligi dagcilik yapan icindeki zorluklardir. Daglar kendi kurallarini koyarlar ve de bir dagci oraya gitmek istiyorsa o kurallara uymak zorundadir, hatta bu zorluklardan zevk bile almasi gerekir. Tipki su anda 4200 metrenin yuksekligine alisamamis zavalli bedenimin “Oksijen!†diye inlemesinde oldugu gibi. Bu dagin yuksekligi, sogugu, ruzgari, buzullari ve de copleri vardi. Sehirde “bunlar pislik†deyip burun kiviracaginiz seyler su anda Agri dagina artik karakterini veren parametrelerden biri haline gelmisti. Anladigim kadariyla yuksekligi, sogugu olmayan bir Agri nasil kendi olamayacaksa, coplerin olmamasi da ayni etkiyi gosterecek gibiydi. Daha once belki kimse dusunmemis olabilir ama Agri dagi gibi dev bir kutleyi sadece 8000 ziyaretci ile kirletebilmistik. Yilda bu daga tirmanmaya kalkanlarin sayisinin sadece bu kadar oldugu soyleniyor. Bu kadar dagcinin buraya gelmesi Turkiye gibi dagcilarin hala nadirattan oldugu bir ulke icin kulaga cok gelebilir, yada kisi basina sadece 824 Amerikan dolari yillik geliri olan Dogubeyazit halki tarafindan gozde buyutulebilir ama sekiz bin sayisi dunya dagcilik olceklerine gore resmen bir hictir. Alplerde her yil kayak yapan insanlarin sayisinin 50,000,000 (Yazi ile: elli milyon) oldugunu dusunurseniz ne demek istedigimizi anlarsiniz. Ve de sadece bu kadar az sayida insanla dagi bu kadar cok kirletebilmek buyuk ihtimalle Guiness rekorlar kitabina girebilecek bir basaridir. Zaten bu basarinin onemi yerel katircilar tarafindan anlasilmis ki, uzak sehirlerden, bir takim anlamsiz hassasiyetlerle gelen tur yoneticilerinin isteklerine uyar gibi gorunup, tum kamp copunu topladiktan sonra, iniste ilk ucuruma firlatip atiyorlarmis. 2006 senesinde gonullu bir dagci ekip gelip, yedi kisi, uc gunde 77 buyuk boy cop torbasi toplamislar. Hikayenin bundan sonrasini bilmiyorum ama her bir dagci 11 torbayi sirtinda tasiyamayacagina gore, indirsinler diye katircilara vermislerdir. Agri dagi 5165 metre yuksekligi ile onemli ve zor bir dagdir. Buraya gelecek dagcilarin cesitli hazirlik calismalari yapmalari iyi olur, iyi bir nefes kondisyon, kaliteli dag malzemeleri ve de gelmeden once Umraniye copluklerinin ortasina cadir kurup bir gece gecirmek olmazsa olmazlar arasinda sayilabilir. |