|
Burada Olanlar |
|
Şuanda 2 misafir bağlı |
|
|
Dağ kazaları önce 'geliyorum' der... Yıldırım Güngör |
Dağ kazaları önce 'geliyorum' der... Yıldırım Güngör
Dağcılığın son yıllarda moda olduğunu söyleyen Yıldırım Güngör, çeşitli kurtarma çalışmalarına da katılmış. Üst üste gelen dağ kazalarının sorumlusu Turgut Özal mı? Dağcı Yıldırım Güngör, Özal döneminin yarattığı özgüvenin, kazalardaki etkisini anlatıyor İSTANBUL- Sonzamanlarda art arda gelen kapkaç olayları,faili meçhul cinayetler, İstanbulhalkında genel bir panik havası yarattı. İnsanlar, kendilerine göre önlemler almaya, nereden geleceği belli olmayan tehlikelere karşı korunma sistemleri aramaya başladı. Şehir yaşamından uzaklaşmak da bir yöntem olabilir mi? 16 yıldır dağcılık yapan Yıldırım Güngör'e göre bu mümkün. Temiz hava, bol gıda, tabiatla iç içe bir yaşam düşünülebilir tabii, neden olmasın. Lakin, son zamanlarda dağlarda da durum şehirlerden farksız. Kazalar, peş peşe gelen ölüm olayları kafalarda soru işaretleri bırakmaya başladı. Tamam dağlarda belki kapkaççılar, katiller, dolandırıcılar yok ama orada da, 'Tabiat Ana'nın sözü geçiyor. Futbol gibi değil İstanbul Üniversitesi Dağcılık Kulübü Yönetim Kurulu üyesi olan Yıldırım Güngör, son aylarda dağlarda yaşanan faciaların sosyal bir yanı olduğunu söylüyor: "Dağcılıkta önemli olan eğitim. Herkes bunu söylüyor. Ama son yıllarda özellikle Özallı yıllar ekonomik, sosyal gelişmelerin yanında bireysel gelişmeleri de getirdi." Güngör'ün bireysel gelişme dediği, insanın kendine güveni. Gerçekten de Özal sonrası kuşağı, Levis pantolon, Adidas ayakkabı giydiği ve hamburgerle beslendiği için mi bilinmez ama kendine fazla güvenen bir kuşak oldu. İnsanın kendine güvenmesi kadar güzel bir şey yok tabii. İşte bu aşırı güven dağlardaki en büyük tehlike. Güngör, dağcılığa başlamanın futbola benzediğini anlatıyor, diyor ki: "Örneğin, futbol oynamak isteyen bir kulübe girer, lisans çıkartır. Amatör olarak oynayıp kendini gösterirse bir süre sonra transfer olup profesyonel olarak bir üst klüpte oynamaya başlayabilir. Dağcılıkta ise farklı bir şey var. Şimdi, dağcılığa yeni başlayan biri bana geldiği zaman, onu Ballıkayalar'a götürür, on metrelik bir yükseklikte ona bu işin tekniği- ni, temel dağcılık bilgilerini aşağı yukarı bir haftada öğretirim. Ama o insanlar sonra böyle on, yirmi metrelik yerlere çıktıkları zaman kendilerini dağların hakimi sanıyorlar. Bu duygu çok önemli. Dağcılık böyle bir şey. Ballıkayalar'dan bir anda Ağrı'nın zirvesine sıçrama olanağın oluyor. Futboldaki gibi bir kariyere ihtiyacın olmuyor yani. Çok bireysel olduğu için insanlarda hemen, 'Ben yaparım' duygusu oluşuyor. Evet, Ballıkayalar'a tırmanıp arkasından Tienşan Dağları'na da çıkarsın ama doğru olan bu değildir, ölebilirsin." Tabiatla kavga etmek! Dağların dayanılmaz çekiliciliği, azameti, hırçınlığı, teslim olmayışı insanları çekiyor, ama dikkat: "Son kazalardan birinde kayda almışlar. Dağcı arkadaş, kazadan az önce 'Göreceksin çıkacağım, yeneceğim seni...' diyor. Böyle bir şey olmaz. Eğitim çok önemli ama eğitimin dışında bireyin psikolojik yapısı çok önemli. Tamam, zirve denemesi yapıyor ve zirveye çıkamıyorsan başarısızsındır. Olsun, başarısız ol ama dağdasın ve o dağ her zaman orada, bundan keyif almak önemlidir. Dağda hırs olmaz. İnsan dağda doğayla mücadele edemez, etmemeli. Doğa izin verirse dağın zirvesine ulaşırsın, izin verirse denize girersin yüzersin, izin verirse ormanda yürüyüş yaparsın. Bir de kazalarda dağı küçümsemek önemli bir faktör. 'Ben buraya çıkarım abi!' dememeli. Kaçkarlar'da bir arkadaşı elektrik çarptı biliyorsunuz. Oysa federasyon tır-manıştan önce o arka-daşları uyarmış. 'Yukarısı, elektrik yüklü bulutlarla dolu, gitmeyin' demişler. Ama uyarılara kulak asmadan tırmandılar ve birini elektrik çaptı, yine şansları varmış, kurtuldular." Yıldırım Güngör, dağ kazalarının bir nedeni-ni de, insan psikolojisine bağlıyor: "Psikolojik yapısı oturmamış insanlar sınırlarını zorluyorlar. İşi doğayla mücadeleye getiriyorlar. Dolayısıyla performansları iyi olmuyor. Dağcının sıkı bir antrenman programı olması gerekiyor. Koşusu, bisikleti, kayağı olan ağır bir antrenman gerekir. Dağa ancak böyle uyum sağlayabilir insan." Çıkış da zor iniş de Aslında dağcılıkta en zor işlerden biri zirveyeden sonrasıymış: "Dağ kazalarının yüzde 90'ı dönüşte olur. İnsan zirveye çıktıktan sonra rahatlar çünkü. 'Çıktıktan sonra, rahat inerim' diye düşünür. Bu çok yanlış. Çünkü dağa tırmanırken iyi beslenmesini, performansınızı nasıl kullanmanız gerektiğini bilmezseniz, enerjinizin yüzde 95'ini harcarsınız. Ne kadar sıvı alacağını bilmezseniz dağa çıkınca tükenirsiniz. Dikkat dağılır. Böylece, kazaya açık olursunuz. Dağdayken, kaza 'geliyorum' der. İnsan önce kaymaya başlar, bunu küçümser 'İyi basamadım, kaydım' diye düşünür. Oysa, konsantrasyon sıfır olduğu için dengesi bozulmuştur, fark edemez. Tüm konsantrasyonunu zirveye vermiş, dönüşü düşünmemiştir. Dağcılıkta kaza zaten hep olur. Alpler'de her gün kaza oluyor. Dağcılık tehlikeli bir spor. Dağa gidenlerin sayısı arttıkça kazaların sayısı da artacaktır." Dağlarda 16 yıl 38 yaşındaki Yıldırım Güngör, 16 yıldır lisanslı dağcılık yapıyor. İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümü'nü bitiren Güngör, şimdi okulda hem öğretim üyesi, hem de üniversitenin 'Dağcılık Spor Birliği'nde 'Dağcılıktan Sorumlu Yönetim Kurulu üyesi'. Ayrıca AKUT'ta çalışıyor. Çocukluğu Muş'ta geçen Güngör dağ tutkusunu Süphan Dağı'na borçluymuş: "O dağa bakarak büyüdüm. Çocukken hep dağlara kaçardık. Sonra tutku oldu. Üniversiteye girince baktım bir dağcılık kulübü var hemen oraya kaydoldum. Orada yetiştim. Daha sonra kulüpte eğitmenlik yapmaya başladım. Doğa sevgisini, dağ sevgisini insanlara aşılamak için çalıştım hep. Türkiye'deki hemen hemen her dağa tırmandım. Bir de dağ fotoğrafları çekiyorum. Sky Life ve Atlas dergilerine konuyla ilgili yazılar yazıyorum."
|
|