|
Sayfa 1 Toplam: 2 ALADAĞLAR - VAYVAY DAĞI VE ORTADAĞ İLK KIŞ TIRMANIŞLARI Vayvay Dağı , 3600 metrelik yüksekliği ile Aladağlar kütlesinin en güneydoğu kısmını oluşturan Vayvay-Torasan dağ grubunun en yüksek zirvesidir. Kızılyar'ın zirvesinden kışın çekilen bu resimde, Vayvay Dağı'nın çevresindeki diğer zirvelere göre olan yüksekliği görülebiliyor. Yazın ulaşması bile oldukça sorunlu ve zahmetli olan Vayvay Dağı'na kışın ulaşmak daha da zorlu bir hale geliyordu. 3400-3500 metrelerde yeralan farklı yüksek geçitlerden ulaşılabilen dağa kışın yaklaşım, ciddi bir çığ tehlikesi içeriyordu (o dönemin kışlarında o kadar derin kar oluyordu ki, bırakın Sıyırma boğazından aşıp Vayvay'a girmeyi, Demirkazık köyünden çıkıp Demirkazık batı rotasına girmek bile büyük sorun olurdu - artık her nasılsa kışlar o kadar sert geçmiyor), ayrıca yaklaşım, tırmanış ve dönüş için ortalama 10 günlük yiyecek ve yakıtı da sırtlanmak gerekiyordu. Bu durumda tırmanış başlıbaşına bir ekspedisyona dönüşüyordu. Resimde soldan sağa Boruklu, Ortadağ ve Vayvay kütlesi, Sulağan Kaya Dağı'nın zirvesinden kışın gözükmekte. 1993-1995 yılları arasında Vayvay bölgesini o kadar iyi öğrenmiş ve o kadar sık gidip gelmiştik ki artık kışın bu ıssız ve uzak bölgeye girme planları üzerinde kafa yoruyor, Vayvay dağı'nın ilk kış tırmanışını yapmanın hayallarini kuruyorduk. Yapmamız gereken tek şey vardı: gitmek.. Böylece sırt çantalarımızda on günlük yükümüz, 12 ocak 1996 sabahı Salim Abi'nin traktörüyle Sarımehmet Yurdu'na vardık. Ben, Kürşat Avcı ve Alptekin Arat'tan oluşan mikro ekibimiz o gün karlı Emli Boğazında, ormanın içinde bata çıka ancak Akşampınarı'nın 2000 metredeki düz oba yeri'ne varabilmiştik. Yol yorgunluğu, ilk günün aşırı ağır çantaları filan derken kampı buraya kuralım dedik.. Akşampınarı'nda ilk kampımızı derin bir toz karda kurarken.. Malzememizi son derece hafif tutmamıza rağmen yine de çantalar en az 25 kilo ağırlıktaydı: o kadar ki, yanımızda sadece 30 metrelik, 9 mm. çapında bir dağ ipi, emniyet kemeri yerine bele dolamak için perlonbant, birkaç karabin, birkaç kaya sikkesi ve kazma -krampon'dan başka hiçbir teknik donanım yoktu- geri kalan herşey çadır, yiyecek ve yakıttı. Ertesi gün sabah erkenden kampı toparlayarak, diz üstü derinliğinde batan karda Sıyırma boğazını aştık. Gün içinde Güzeller kuzey duvarı'nın altına, 2700 metrelere ikinci kampımızı kurduk ve hedefe adım adım yaklaşıyor olmanın sevincini yavaş yavaş hissetmeye başladık.. Uzuın yıllar birarada tırmanmış ve beraber olmaktan keyif alan bir ekip olarak tırmanışın ve bu güzel kampın zevkini çıkartıyorduk. 14 ocak sabahının çok erken saatlerinde çatır çatır donmuş olan çadırımızı ikinci kez toparlayarak yine tırmanmaya başlamıştık: yönümüz kuzeydeki Küçük Cebel- Sulağankaya Dağları'nın belinin oluşturduğu geçitti. Yürüyüşün ilk saatlerinde gölgede ilerlediğimiz için Kürşat ellerini neredeyse donduruyordu, esen soğuk bir yel ortamı çok soğuk hale getiriyordu. Donmuş bir eski çığ kalıntısı üzerinden geçide çıkıp çantaları burada bıraktık ve 3250 metre yükseklikteki Küçük Cebel zirvesinin ilk kış çıkışını da ayak üzeri yapmış olduk. Küçük Cebel Dağı'nın zirvesinden manzara çok güzeldi ama ayrıca canımızı sıkacak nitelikteydi: apaçık havada Vayvay ve kardeş dağları karşımızda, elkimizi uzatsak tutacak kadar yakındaydılar ama o kadar çok kar vardı ki bir dirhem olsuın açık kaya yoktu! Vayvay Dağı bir buzdağı gibi bembeyazdı.. Buraya kadar gelip başarısız mı olacaktık? Bunu denemeden bilemezdik. Neyse, geçide geri inip çantaları tekrar sırtlandık ve en azından tırmanışın ilk zirvesini yapmış olmanın motivasyonu ile ıssız Kokorot Boğazı'na inişe başladık.
|