Ana Sayfa
Haberler
Dağlar
Tırmanış Raporları
Kaya Tırmanışı
Eğitim Notları
Doğa Yürüyüşü
Kaza Raporları
Videolar
FORUM
Bit Pazarı
Bağlantılar
İletişim
Hakkımızda
Giriş Yapın





Kayıp Şifre?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Burada Olanlar
Son Haberler
Ana Sayfa arrow Dağlar arrow Aladağlar arrow SULAĞAN KAYA İLK KIŞ TIRMANIŞI
SULAĞAN KAYA İLK KIŞ TIRMANIŞI
Yazı Index
SULAĞAN KAYA İLK KIŞ TIRMANIŞI
Sayfa 2

 

 

 

9 ocak sabahı erkenden yapılan detaylı bir kahvaltı sonrasında kamptan ayrıldık. Yanımızda teknik malzeme haricinde az yiyecek, birer litre sıcak sıvı ve bir de bivak torbası vardı. Rotaya girebilmek için Güzeller kuzey buzul çanağını tırmanıp, rampanın altındaki 55-60 derece eğimli kar yüzeyinin üzerinde  bir platform kazdık ve burada biraz sıvı alıp malzemeleri kuşandık. Buraya kadar bir saatte gelebilmiştik. Bu arada hava tamamen açıktı  ama feci soğuktu ve en az iki - üç saat, güneşi görene dek de böyle devam edecekti bu. Rotanın bu kısmı ancak öğlen güneşi görüyor, ama Allahtan hava sakin.

Tırmanış başlıyor, Ertuğrul’a belden emniyet ile ip veriyorum. İlk ip boyu az eğimli sayılabilir, 60-65 derece sertçe kar var. Ertuğrul, tabakalı karda bazen derin batarak yükseliyor, bir ara emniyet atıyor- çekicin sikkeyi çakarkenki sesi sessizlikte çın çın ötüyor. İkinci bir nokta olarak ise bir friend takozu koyuyor ve ilk ip boyunu böylece bitiriyor, tırmanma sırası şimdi bende. Ortak korkumuz:  bu rampa üzerindeki karın yekpare bir blok halinde kopup  uçuruma düşmesi. Böylesi bir durumda , soldaki kayadan emniyet almış olsak bile  rampanın altı boşluk veya negatif eğimli olduğu için  boşluğa tonlarca kar- buz ile uçup duvara çakılma ihtimali yüksek; karı- ayak izlerini-  bozmamak için azami dikkatle tırmanıyoruz.

Arkadaşımın ara noktalarını toplayarak istasyona ulaşıyorum, Ertuğrul ikinci ip boyuna giriyor. Rampanın neredeyse üçte birini tırmandık, neyse ki kar daha sert ve tutarlı bir hal aldı. Ertuğrul daha rahatça tırmanarak  kayadaki bir çatlağa bir takoz daha yerleştiriyor, zemin iyice dikleşti, eğim 70 derecelere ulaşıyor olmalı. Bu ikinci ip boyunun ortalarında karla kaplı koca bir mağara ağzı var, adam oranın tavanına da bir titanyum sikke çakıyor, ses karşımızdaki Güzeller kuzey duvarından yansıyıp bozularak bana garip çınlamalar şeklinde ulaşıyor. Karın ne kadar kalın olduğunu burada anlıyoruz: yazın , kar yokken bu mağaranın tavanı rampanın tabanından 8-10 metre yüksekte ve  şimdi Ertuğrul uzanıp mağaranın tavanına sikke çaktı (bu arada, çakılı bıraktığımız sikkeleri daha sonraki bir yaz tırmanışımızda aradık ve kayada 5 metre kadar yüksekte olduklarını şaşırarak gördük.. varın bu rampadaki kar kalınlığını siz düşünün!)

Mağaradan sonra, çok dar, yazın IV derece zorlukta olan dik bir etabın olduğunu hatırlıyorum. Ertuğrul burada gözden yitiyor -yine uzaktan uzağa çekiçleme sesleri geliyor, ip hareket edip duruyor, geri iniyor, yine hareket ediyor. Bu arada rüzgar bastırdı ve bulutlar oluşmaya başladı. Friend ve sikkeden oluşan istasyona bağlı olarak biraz uzun durmuş olmalıyım ki ayaklarım zemindeki karın soğuğunu emmeye başladılar ve parmaklarım hissizleştiler çabucak. Kanı harekete geçirmek ve biraz ısınmak  için olduğum yerde tepinip ayaklarımı oynatmaya , zıplamaya başladım. Ertuğrul'un beni duyamayacağını bilsem de, ipin son üç metresinin kaldığını avazım çıktığınca bağırdım. Bir metre ötemde yüz küsür metrelik bir uçurum var ve yakınına gitmiyorum bile.. Neden sonra uzaklarda gelen boğuk bir ses: ‘’Geeel!’’

Ertuğrul ipin kalan azıcık boşunu alırken, ben de istasyonu söküyorum ama sikkeyi kayada bırakıyorum- buradan iple inerken ona ihtiyacımız olacak. Yine tırmanıyorum, kramponlarım sert kar-buzda gıcırdıyorlar- kazmayı sertçe hamlelerle saplıyorum kara, altımdaki uçuruma kar ve buz parçaları uçuşuyorlar ve yüzlerce metre aşağıya, boşluğa uçup rüzgarla dağılmalarını bir an seyrediyorum.. Tırmandığım yerden 6 metre kadar altta kar- buz bitip negatif bir uçurum başlıyor. Ertuğrul’un iki sikke ile bir istasyon oluşturduğu yerde, yine zorca bir etaba geldiğimizi anlıyoruz, Sıyımalık (C1)- Sulağan Kaya beli görüşümüze girdi artık.

3. ip boyunda yine Ertuğrul’a ip veriyorum, ara sıra homurtularını ve söylenmesini duyuyorum. Durumdan hoşnut olmadığı gayet açık. Dar yeri orta boy bir friend takozu koyup geçmiş, az sonra da bir sikke ile beni emniyete alıyor. Kar burada çok çok kötü, eğime rağmen karın sertliği helva gibi! Kopup gitme ihtimali var- altında da temiz ve tutamaksız bir kaya yüzeyi.. Mümkün olduğunca hızlı tırmanarak riskli yeri gerimde bırakmayı amaçlıyorum.. Bazı yerde belime kadar batan kardan istasyona, Ertuğrul’un yanına vardım. Şimdi de Ertuğrul 4. İp boyuna giriyor: derin karda riskli gözüken bir yan geçiş bu. Duvara çakılan iki titanyum sikke durumu biraz olsun kurtarıyor. Yine uzaktan duyulan ‘’Geeeeel!’’ sesi..  5. İp boyu yarım kalacak gibi gözüküyor; sırta varacak çünkü.

İstasyonumuz olan friend takozuna bağlı olarak Ertuğrul’a ip veriyorum, o da yazın dik ama kolay bir kaya  etabı olup, şu anda 80 derece kadar eğimli sert kara dönüşmüş olan bu etapta tırmanıyor. Sırta ulaştığını görüyorum, buz parçaları aşağı, bana düşüyorlar. Arkadaşım 20  metre kadar uzakta, görünmeyen bir noktadan  ipin boşunu toplarken gelmemi bağırıyor. Bu etapta ara emniyet atmamış. Kar-buzu rahatça tırmanıp sırta, güneşe varıyorum. Sırtın üzeri pis bir yer doğrusu- yazın böyle değildi hiç! Arkada Akkapız boğazına 100 metrelik bir yar iniyor, Ertuğrul böyle durumlarda hep yaptığı üzere beni belden emniyete almış; ben kazara sırtın sağına düşersem o da sırtın soluna atlayacak! Teoride anlamlı olabilir ama pratiği sakat.. İpi bir kar balkonundan dolayarak yanına ulaşıyorum. Karşımızda Güzeller Dağı biçimsiz bir taş yığını şeklinde - Sulağan Kaya zirve kütlesi de gözüktü artık.

Her neyse rampa bitti. Orada 5 sikke bırakmış olsak da inişi oradan yapmak fikri ikimizin de hoşuna gitmedi.. çünkü geriye yan geçişler tehlikeli ve kar bazı kritik yerlerde çok batak. Üstelik az sonra aşacağımız çığ bölgelerini geri dönmek de  riskli. Geceye kalacağımız kesin gibi gözüküyor, teknik etaplardan karanlıkta inmek uğraştırıcı olacak.

Artık önümüzde taze ve derin kar yüklü 200 metrelik bir yan geçiş var- ve altı da kayalık bir uçurum!  Sinir bozucu zeminde iple, teker teker, mümkün olduğunca kayadan kayaya geçerek ve derin izlerimizi bozmamaya çalışarak üç ip boyu ter döküyoruz. Sonunda dağın güney yüzündeki açık çarşaklı bir alana ulaşınca 14 saat süren  tüm faaliyetin en uzun -10 dakikalık- molasını verdik.. Geride bıraktığımız sekiz ip boyunu 6 saatte çıktığımızı hesaplıyoruz. 3350 metredeyiz , havanın ısısı çok düşük, sıfırın altında 20 derece kadar olmalı. Gökyüzü bir garip oldu, tüy tüy beyaz cirrüs bulutları uçuşup duruyor. Yarın havanın bozacağını tahmin ediyoruz.

Bazen çarşak, bazen de derin kar veya sert kardan zirve sırtının girişine varabildik. Saat 15 civarında Aladağlara akşam kızıllığı çökerken manzara Güney ormanları, koskoca Kaldı Dağı, Vayvay silsilesi, uzakta Demirkazık’ın tanıdık ucu. Her şey bembeyaz ve donmuş çevremizde, kayaların üzerinde bile buz var. Boşluklu ve her iki yanı da uçurum olan keskin zirve sırtında II- III derece kayalardan tırmanarak doruğa ilerliyoruz, kayanın berbat çürüklüğüne ek olarak kar balkonları da engel olarak karşımıza çıkıyorlar. Bazı  keskin sırtları ata biner gibi oturarak geçerken, bazı etapları da yan geçerek tırmanıyoruz. Soğuktan taşlar eldivenlere yapışıyorlar, hatta Ertuğrul’un böyle bir resmini bile çektim! Güneş Kaldı’nın ardından son sarı ışıklarını saçarak can verirken  zirveye çok yakınız artık- altımızda Sulağan’ın dev doğu duvarı ve  diğer yanda da iki yüz metrelik batı yüzü duruyor- zirveye giden son etap da bunların üzerinde, sırat köprüsü misali güvensiz ve dik duruyor! Son çabalarımız ile , tam 15: 45’te  günbatımının  kızıla boyadığı cirrus bulutları altında zirvedeyiz! İşte oldu.. Ama fazla durup keyfini çıkarma şansımız yok, gerçekten çok soğuk ve dönüş şartlarının kafamızdaki stresi bizi derhal inmeye zorluyor. Sadece , soğuğun dondurduğu makinemi manuel olarak çalıştırıp alabildiğim bir iki slayt karesi o anları belgeliyor..

Gökyüzü ve dağlar kızıldan donuk sarıya ve laciverde dönerken uzun dönüş yolumuza başladık. Aşağılarda Karsantı ve Güney ormanları çoktan kapkaranlık, uzaklarda köylerin soluk ışıkları göz kırpıyor.. Tırmanışı pek düşünemiyoruz- kafamız devamlı olarak çadıra sağ salim dönmek ve adım üzerine adım atmakla meşgul. Çıktığımız rotayı geri inmemek için gitmek durumunda olduğumuz yol feci uzun: C1 ve C2 dağlarının kuzeyinden Akkapız Boğazında alçalıp, bu dağların neredeyse 360 derece çevresinden dolaşarak C1 – Güzeller Doğu geçidine geri tırmanacak ve  Güzeller Doğu kar kulvarından  Güzeller Kuzey buzul çanağına geri ineceğiz! Yaz için bile, ortalama hızlı bir ekibe bir günlük yol.. Sabahtan beri sadece birer litre sıvı ve toplam on beş dakika mola ile  ne kadar zevkli olacak kimbilir. Allahtan hava cam gibi açık ve güzel bir yarım ay var; yıldızların ışığı ile beraber herşey siyah - beyaz bir filmin kareleri gibi gözüküyor. 

Çığ çanağı olabileceğini zannettiğimiz yerlerden kaçınarak  yavaşlamayan bir tempo ile (bir an önce çadıra varıp sıcak birşeyler yiyip içmeyi ve uyku tulumlarına akmayı hayal ederek!) ine çıka gidiyoruz. Tırmanışa başladığımızın 12. saatinde C2 dağının güney sırtında bir yerlerden, 3300 metreden Adana’nın ışıklarını seyrediyoruz- çok yakın gözüküyor, elini uzatsan tutacaksın neredeyse. Oysa Adana buraya en az 130 kilometre uzaklıkta.. Soğuk esen ve içe işleyen bir rüzgar altında traversi sürdürürken  Bolkar dağlarının ardından çakan şimşekleri görüyoruz- endişe verici, ama muhteşem bir manzara. Sessizce çakan şimşekler kış gecesinin ufkunu yırtıyorlar.

Bu sonsuz tempo içinde ikimiz de bayıldık. Bitmiyor, bitmiyor.. En nihayet sessiz bir ayışığı içinde, keskin gölgelerle boyanmış Güzeller Doğu geçidi ve karanlık, ıssız Doğu kulvarı.  Tırmandığımız ‘Şeytan Merdiveni’’ ve Sulağan Kaya batı duvarı ayışığına boğulmuş.. altından geçerken pırıl pırıl parlıyor. Nihayet, 14. saatte çadıra varıp  tulumlarımızın korumasına teslim oluyor ve  bol sıcak sıvı alıyoruz. Sonraki hatırladıklarım,ocağın gürültüsü ve ılık bir uyku..

Ertesi sabah laf olsun diye Lahitkaya Dağının ilk kış tırmanışını yaptık. Gidiş ve dönüş ancak 3 saat alıyor- dünkü aktivitemize kıyasla pek cılız! Gökte berbat ve yoğun cirrüs ve alto stratüs katmanları geziniyorlar. Sonraki günler için  yaptığımız  planlarımız bozulacak kesinlikle ama zaten yapacağımızı yapıp tatmin olduk.. Omuz silkip çadıra dönüyoruz ve günün kalanı dinlenmeyle geçiyor.

Geceyarısı  yoğun şekilde yağan yarım metre ıslak kar, bize bu tırmanış seferini bitirme zamanının geldiğini belirtiyor. Tek meselemiz buradan Çukurbağ köyüne olan yaklaşık 20 kilometrelik yol.. Öğleden sonra gri gökler ve sert bir tipi altında, dış giysilerimiz sırılsıklam şekilde köye giriyoruz.. İşte bir tırmanışın, güzel bir tırmanışın daha sonu.. 




Katkılarından Dolayı Tunç Fındık'a  Teşekkürler  http://www.tuncfindik.com/ 

Son Güncelleme ( Friday, 29 June 2007 )
 

UYARI: Rotalar.comda anlat?tkinlikler, oldukç¡ ciddi yaralanma hatta ? riski ta?d?erli teknik ve mental seviyeye ula?kesinlikle b?si etkinlikleri ger祫le?iniz. Bu t?kleri ?mek, ?sinde yeterli fiziksel ve teknik birikimi ve deneyimi gerektirir. Bu sitenin i祲i𩬠benzer etkinliklerde olu?las?lar iç©® herhangi bir sorumluluk kabul etmez